BİZİM DAYIOĞLU….

 

Murat Pehlivan
DUİSBURG-  Sevgili okurlar; artık Avrupalı Türkler, kimilerine göre gurbetçiler kimine göre gurbette kalanlar ve kimilerine göre ise gurbet kuşları biz bu ay ki dönemden başlayarak “anılarda kalanlar “yazı dizimize başlıyoruz. İlk sohbetimizde Sakarya şehrinin Hendek ilçesine bağlı kendi ailesi gibi Rize, Of, Çaykara gibi şehirlerden gelenlerden kurulan Aksu köyünde Dayıoğlu ailesinin ilk çocuğun olarak 1940 dünya gözlerini açan, yüzlerce öğrenciyi yaşama hazırlayan, belki de hayatına yön veren emekli öğretmen Mehmet Dayıoğlu ile başlıyoruz.  Biri İnşaat Mühendisi ve diğeri de büyük bir alışveriş merkezinde İşletme Müdürü iki çocuğunu da ayrı ayrı şehirlere doğru uçurmuş Mehmet Dayıoğlu.  Eşi Nazmiye Hanım ile hatıralar ile dolu, buram buram tarih kokan, her bir köşesinde bulunan kitaplıklarında raflarında çeşit çeşit kitapları ile bizleri karşıladığı Duisburg’un Schwan semtinde bulunan evinde kırk yıl hatırı olduğu söylenen kahvesini yudumladık 79’lük çınarın.

 

Hocamın sopasını unutmuyorum
Almanya’da öğretmenlik yapmış, buradan emekli olmuş Mehmet Dayıoğlu. Kendisini anlatmaya, doğmuş olduğu topraklardan başlıyor Mehmet hoca. Anlattıkları bize zaman da yolculuk yaptırıyor adeta. Zorlu geçen eğitim dönemleri ilk kurulan Kuran kursunu anlatarak başlıyor. O zamanlar okul nedir bilmiyoruz diyor. “Köyümüzde okul yok babalarımız birleşip bir kuran kursu açtı. Biz burada ilk eğitimimizi aldık. 8 yaşındayım hocamız sert biri, oturduğu yerden kalkmadan hepimize yetişebilecek bir sopası var. Saatlerce bağdaş kurarak otururduk ama Allah rahmet eylesin bugün onun sayesinde ibadetlerimi yerine getirebiliyorum “diyor. İki sene sonra okul kuruldu, bizlerde kurstan kaça bilmek için babalarımızı zor ikna ettik sadece ben okula devam edip öğretmen olabildim.1960-61 öğretim yılında Sakarya’nın Hendek İlçesi Aşağıçalıca ilk okulunda öğretmenliğe ilk adımı attım. 1964 yıllı mayıs ayında askere gittim. Askerlik vazifesi yerine köylerde öğretmenlik yaptım.

 

İşçi olarak geldi…
1968 yılında Almanya’ya gelmeyi kafama koydum. Babam Almanya’da işçi olarak çalışıyordu. Firmada da sözü geçiyordu.  Babama yalvara yalvara ikna ettim, sonra iş ve işçi bulma kurumundan ve konsolosluktan işlerimi halletim.1969 yılında Almanya’nın Münih şehrine oradan da Tennang kasabasına geldim. Antlaşmalı gelmiştim firma beni çalıştırmayacaktı. Ama çıkış alabilmek için 15 gün çalıştım. Sonra bir metal fabrikasına girdim. İnşaat işi bana o kadar zor gelmişti ki metal fabrikasında çok rahat ettim. Burada 10 ay çalıştım. Daha sonra Manheim’da kâğıt fabrikasında işe başladım.1972 yılında eşim ve oğlumu yanıma aldırdım. Öğretmenlik mesleğine geri dönmeme vesile aynı fabrikada çalışan ve öğretmen olan arkadaşımın Duisburg şehrinde öğretmen olarak işe başlaması oldu. Onun teşvikleri ile bende ani bir kararla 1975 yılında altı yıl aradan sonra GHS Diesterweg str. ‘ de öğretmen olarak işe başladım. Amacım 5 yıl burada çalışıp Türkiye’ye geri dönmek ve orda öğretmenlik yapmaktı. Ancak dönemin şartları çocukların okul durumu derken burada kaldım ve Almanya’yı kendime vatan seçtim. Öğretmenliğe başladığım ilk dönemler bayağı sıkıntı çektim. Çünkü ben bir ilkokul öğretmeni idim, buna karşılık ortaokul çağındaki çocuklara öğretmenlik yaptım. Öğrencilerime karşı zor duruma düşmemek için çok çalıştım. Abidin Yalım dostumun, Bay Fritz’in, diğer öğretmen arkadaşların yardımıyla kısa bir sürede bu ortama da alıştım. Türkiye’deki okullara nazaran son derece modern üstelik kaloriferli okullarda 1997 yılına kadar 22 yıl dolu dolu görev yaptım.

 

 

Yanlış okuyunca olan oldu

Mehmet Dayıoğlu Almanya’daki ilginç anılarını anlatırken kâh hüzünlenirken kâhta güldük. İki anısını ise sizinle paylamadan geçemeyeceğim. Dayıoğlu “Almanya’ya gelmeden önce kendi imkânlarım ile Almanca öğrenmeye çalışıyordum. Almanya’ya tren ile Münih’e geldiğimizde bize bir kumanya dağıtıldı. Kumanyanın içinde bulunan sacweisse käse’yi Sachaweine käse diye seslice okuyup tercüme edince bir anda istasyonda hareketlenme oldu. Herkes çöp kutusuna koşuyordu. Her ne kadar domuzun peyniri olmaz diye anons edilse de peynirler çöpü boylamıştı “dediği anısı ile kahkahalarımız yükselince daha dur deyip ikinci anısına geçti.

20 marklık kravatıma üzüldüm

Mehmet Dayıoğlu anılarını anlattığı buluşmamızda “Öğretmenliğe başladığım ilk yıllardı. 1976 yılının şubat ayı. Bir gün çok güzel bir kravat satın aldım. Ücreti de o yıllarda hatırı sayılır pahalılıktaydı. Tam 20 Mark’tı. Daha önceden aldığım 10 Mark değerindeki Mintanım ile uyumlu da olunca o gün okula onu takarak gittim. Okul bahçesinde nöbetçi idim. Baktım yanıma kız öğrencilerimiz geldi. Tabi o yıllarda öğrenciler daha büyüktü. Ne olduğunu anlayamadan kravatımı ortadan kestiler. Şok oldum. Üzüldüm koştum Abidin arkadaşıma. Abidin bu ne dedim bu çocuklar niye yaptı bunu demeye kalmadan onun da kravatının kesik olduğunu gördüm. O da bana “bugün (28 Şubat) Kadınlar Günü. ( Weiberfastnacht ) Kadınlar erkeklerin kravatlarını keserler” dedi. Bende o günden sonra her yıl o gün en ucuz kravatlarımı takarak okula gitmeye başladım. Ama 20 Mark verip aldığım kravatımı da unutamıyorum “diyerek anılarından bazı kesitleri bizim ile paylaştı. Post Aktüel Gazetesi adına bizleri evinde sıcak kahve ve Karadeniz yöresinin kara lahana sarmasından, fasulye turşusuna eşsiz damak tadıyla ağırlayan sevgili öğretmenimiz Mehmet Dayıoğlu ve kıymetli eşi Nazmiye Hanım’a teşekkür edip, nice sağlıklı yılar dileği ile ayrıldık. NOT: Sevgili okurlar Mehmet Hocamızın 40 yıllık tecrübe ile iki dilde yayımlayacağı kitabini kaçırmamanızı tavsiye ederim. Haberiniz olsun.

 

Bu Yazı İçin Ne Düşünüyorsun?

  1. BİZİM DAYIOĞLU…. için yorumda bulun

    BİZİM DAYIOĞLU…. için henüz bir yorumda bulunulmamış! Hemen üst alanda bulunan formu kullanarak BİZİM DAYIOĞLU…. için ilk yorumu yapabilirsin.