Tedavi hatasından doğan tazminat

Tedavi hatasından doğan tazminat hakkınızı kaybetmeyin??

 

Sevgili okurlarımız;

Önceki makalelerimizde sizi tedavi hatalarından kaynaklanan tazminat haklarınızla ilgili bir kaç örnekle birlikte bilgilendirmiştik. Bu makalemizde daha çok hakkınızı arama hususunda usule ve prosedüre ilişkin bilgiler vermek istiyoruz.
Doktorların teşhis, muayene ve tedavi hatalarından kaynaklanan ve bedeninizde oluşan zararlara yönelik tazminat davalarının kompleks olmaları tecrübe ile sabittir. Zira mağdur olan hasta bir yandan doktorun kendisini yeterince bilgilendirmediğini veya hatalı tedavi ettiğini ispatlamak zorunda. Ayrıca diğer yandan oluşan zararların bu yanlış tedavinin sonucu olduğunu ispatla yükümlüdür. Bariz ve ağır tedavi hataları bundan müstesna.
Bu sebepten ötürü tıp hukuku alanında tedavi hataları sonucu oluşan zararların tazminat davaları çokça uzlaşma ile sonuçlanmakta. Fakat uzlaşmanın içerdiği maddeler ve maddelerin ifade şeklinin yanında ister uzlaşma ister mahkemede dava açma seçeneklerinde sıkça gözden kaçan ama bir okadar da pratikte önemli bir yere sahip olan zaman aşımı unsuru hastalar için vahim sonuçlar doğurabilmektedirler.
Nitekim Oldenburg mahkemesinde görülen bir davada (LG Oldenburg, karar tarihi 05.04.2019, dosya no 8 O 4096/18) bir hasta geçirdiği motorsiklet kazasından sonra ayağındaki kırıkların hastanede doktorlar tarafından fark edilmemesi sonucunda çektiği ağrılar ve meydana gelen hasardan dolayı hastaneden davacı olmuştu. Kazazedenin ayağındaki kırıkların fark edilebilirliği, ayağında morlukların mevcudiyetine bağlı olduğunu belirten bilirkişi raporunun ardından, bu husus taraflar arasında ihtilaflı kalmıştır. Bu sebepten dolayı davayı bir tazminat bedeli karşılığında sulh yoluyla sonlandırmışlardır.
İlerleyen zamanda resmi bir raporla ayağındaki kırıkların fark edilmemesi her durumda bir doktor hatası olduğu sabit olunca, kazazede ve mağdur olan vatandaş kendisini tedavi eden doktorlardan davacı olup 20.000 Euro acı parası talep etmiştir. Mahkeme – kendisine hak vermekle birlikte – mağdurun bu talebini geri çevirmiş ve davayı reddetmiştir. Bunun yegane sebebi ise daha önceki davada uzlaşma metnindeki bir maddede kullanılan ifadelerin yeterince net olmaması. O metinde bu uzlaşma ile ödenen tazminatla birlikte sadece belirli doktorlara karşı olan taleplerden mi yoksa hastanenin tüm kurumları ve oralarda çalışan tüm doktorlara karşı olan taleplerden mi feragat edildiği net olarak ifade edilmediğinden, bu husus ispat yükümlülükleri gereği davalinin değil, davacının aleyhinde değerlendirilmesi sonucu davanın reddine hükmedilmiştir. Netice itibariyle uzlaşma metnindeki ifadeler net olmuş olsaydı, davacının acı parası talebi değerlendirilip yüksek ihtimalle kabul edilecekti.
Bu verdiğimiz örnekte olduğu gibi uzlaşmalarda dikkat edilmesi gereken ve neticeleri olan bir kaç husus daha vardır. Bu konuda mağdurların haklarını koruma ve yeterli derecede alabilmeleri hususunda uzman hukukçulardan destek almaları tavsiye edilir.
Bir diğer husus ise giriş kısmında belirttiğim şekilde mağdurun mağduriyetini ispatlama yükümlülüğü, bu hususta yapılması gereken araştırmaların ve uzlaşı görüşmelerinin uzun zaman alabilmesi ihtimalidir.
Zira yukarıda belirttiğimiz hata ve yanlışlardan kaynaklanan tazminat hakkınızın zaman aşımına uğraması halinde, haklı olduğunuz ortaya çıksa dahi hakkınızın size teslim edilmemesi anlamına gelmektedir. Bu durum ise hastanelerin ve doktorların arkasında duran mesleki yükümlülük sigortaları tarafından çok iyi bilinmektedir ve mağdurun bu konudaki tecrübesizliği zaman zaman suistimal edilebilmektedir. Zira zaman aşımı süresi mağdurun gördüğü zarardan ve zararın müsebbibi olan kurum veya kişiden haberdar olduğu yılın sonundan itibaren 3 yıldır. Bu 3 yılın ardından tazminat hakkınız zaman aşımına uğramaktadır. Tabi yine bunun istisnaları mevcuttur. Öyle ki, bu süre araya girebilecek muhtemel bir sulh ve arabulucuk davası ile durdurulabilir, veya uzlaşma, tanıma veya feragat yoluyla uzatılabilir. Bunların her birinin kendine has özellikleri ve prosedürleri vardır. Bilhassa farklı bir tedavinin uygulanması uzun bir süre alıyorsa veya uzlaşma müzakereleri uzun sürmekle birlikte ara ara tıkanmış ise, bu konu daha da bir önem kazanmaktadır.
Fakat sıklıkla karşılaşılan sorunlardan bir tanesi de zaman aşımın başlangıç tarihinin tam olarak tespit edilememesidir.
Zaman aşımı süresinin başlaması için mağdur öncelikle mağduriyetinden haberdar olması gerekmektedir. İlk bilirkişi raporunda bir tedavi hatası tespit edilememiş ise, henüz mağduriyetinizden haberdar olmuş sayılmazsınız, sadece bu hususta şüpheniz devam eder ve zaman aşımı süresi başlamaz. Sadece bilirkişi raporundan lehinize bir sonuç çıkar ise veya tedavi hatasını ve sonuçlarını detaylı bir şekilde içeren suç duyurusunda bulunmuş iseniz bu durum değişir ve zaman aşımı süresi başlar.
Bunu bir örnekle açıklayacak olur isek, bir hasta yapılan tedavi hatasını daha sonra gittiği başka bir doktorda kendisine gözündeki tümörün tedavi edilemeyecek kadar büyüdüğü söylenmesi sonucu öğrenmiştir ve bunun neticesinde o gözünün bundan sonra görmeyeceği teşhisi konulur. Bunun üzerine mağdur hasta daha önce kendisini tedavi eden doktorun gözündeki tümörün bir yıl boyunca büyümesine göz yumduğunu belirtir ve kendisini şimdi tedavi eden prof. doktor: „o doktor kulağından tavana asılsa yeridir“ der. Bu sert sayılabilen fakat gayet açık ifadeler hastanın tedavi hatası sonucu mağdur olduğunu anlaması için yeterli görülmüştür. Bu sözlerin sarf edildiği yılın sonunda zaman aşımı süresi başlamıştır. Mağdur hasta bunu anlayamamış ve 4 yıl sonra açtığı davayı haklı olmasına rağmen sadece bu sebepten dolayı kaybetmiştir.

Av. Muhammed Altunkaya
Uzman avukat
info@goldcliff-stark.de
069 / 955 189 50

Yorum Ekle

Yorum yazmak için tıklayın