Üret ve uygula

Bir fikri olup da uygulamayan insan, fikri olmayan insandan daha iyi ve farklı değildir!
Bir fikrinizin olması yeterli değildir..!
Fikir beslenmesi gerekir.
Cesaret, kararlılık, planlama ve takip ister..!
Her gün yüzlerce fikir de üretseniz, adım atmadığınız sürece, fikrinizin size ve Topluma bir getirisi olmayacaktır.
Gece olur uyuruz. Sabah kalktığımızda ise vücudumuz ve zihnimiz dinlenmiş bir şekilde yeni bir enerji ile yeni bir güne merhaba deriz.
Yüklediğimiz 100% enerjiyi bir fikir, bir hedefe harcamak varken, birçok fikrin arasında, “karışmış iskambil kağıtlarına dönüşmüş beynimizi” niçin yoracağımızı, gece boyu yüklediğimiz enerjimizi nereye harcayacağımızı tayin etmekte zorlanırız. Yani gün içerisinde rezervimiz de bulunan enerjimizi, küçük parçalar halinde beynimizde dolaşan yarım fikirlere harcar ve akşam elimiz boş; “bu günde bitti deriz..!”
Gün bitti.., yarı fikirler beynimizde, tekrar başımızı yastığa koyarız…!
Sonraki gün fikirlerimizi dillendirmeye devam…! Hele ki bir de meraklı dinleyicilerimiz var ise, anlatmanın tadına doyum olmuyor…, hatta üzerine iki yeni fikir daha ekleyerek günlere meydan okuyoruz. Seneler sonra kendimiz ile muhasebe de…, “fırsat verilmedi”, “elimizden tutan olmadı” Aslında… Diyerek sözlerimize devam ederiz…!
Gece boyu yüklediğimiz enerjimizi, belirsiz, açık sorularla dolu ve sadece dillendirilmiş, ancak uygulanmamış fikirlerimize “eksi enerji ile hayata tutunmaya çalışmaktan ibaret bir hayat diyebiliriz…!”
Şimdiden gelebilecek bazı yorumları okur gibiyim.. ; “Nasip değil ise?”, “İnsanın nasibinde yok ise?” Bu cümleler sadece bizim tembelliğimiz ile üretilen cümlelerdir..! Nasip eden yaradandır, ancak nasibimizi zorlamak, yaradan dan istemek bizdendir. ALLAH beyin vermiş düşünelim diye, ağız vermiş konuşalım diye, kulak vermiş dinleyelim diye, kol ayak vermiş uygulayalım diye…! Yoksa bu organları kilosuna göre herkes gün içerisinde bir yerlere taşıyabiliyor…!
Hayat yedim içtim, yediğimi ve içtiğimi sırt çantası gibi taşıdım olmaması gerekiyor..!
Yaptıklarımızın dili olsa idi, acaba bize ne söylerdi…?

Mustafa Göğüş